‘Öğretmenler Odası’nda ‘sistemin zayıf noktalarına eleştiri’den çok daha fazlası var

İlker Çatak’ın yönettiği ve Almanya’nın Oscar aday adayı olarak seçilen ‘Öğretmenler Odası’, sezonun en heyecan veren işlerinden biri olmayı başarıyor. Yönetmen Çatak, kağıt üstünde basit gibi gözüken bir konuyu otorite, sansür, güç, göçmenlik, suç, şiddet ve adalet gibi kavramlar eşliğinde minimal ve yaratıcı dokunuşlarla ele alarak unutulmaz bir filme imza atıyor…

73’üncü Berlin Film Festivali’nin gizli cevherlerinden biri olan Alman filmi ‘Das Lehrerzimmer / The Teachers’ Lounge’ yani Türkiye’deki adıyla ‘Öğretmenler Odası’, geçtiğimiz günlerde Filmekimi sayesinde İstanbullu izleyicilerle buluştu. 96’ncı Akademi Ödülleri’nde Almanya’nın Oscar aday adayı olarak seçilen filmin yönetmen koltuğunda oturan isim ise İlker Çatak. Yönetmenin filmografisinin bugüne kadarki en güçlü halka olmayı başaran ve ‘En İyi Uluslararası Film’ dalında Almanya’ya ‘en kötü adaylık’ getirmesi beklenen ‘Öğretmenler Odası’, güçlü rejisi, tıkır tıkır işleyen senaryosu, nefes kesen temposu, Leonie Benesch’in tek kelimeyle nefis oyunculuk performansı ve sıradan gibi gözükse de aslında her geçen saniye içinde giderek daha da dev bir filme dönüşmesi sebebiyle son yılların en güçlü yapımlarından biri. Aldığı övgüleri sonuna kadar hak eden ‘Öğretmenler Odası’, Polonya’dan ‘yarışmaya dahil olan’ idealist bir öğretmenin, Alman sistemi içerisinde olası bir zor durum karşısındaki tutumunu ele alıyor ve bunu yaparken de öğretmen-öğrenci gibi aslında bugüne kadar oldukça ‘çiğnenmiş’ örnekleri kullanarak daha önce pek de yakalanamamış bir ‘dallanıp budaklanma’yı gözler önüne seriyor. Neredeyse kusursuza yakın bir iş ortaya koyan İlker Çatak, özellikle de otorite, sansür, güç, göçmenlik, suç, şiddet ve adalet gibi kavramları izleyicinin nefesini kesecek şekilde harmanlayarak minimal ve güçlü bir filme imza atıyor.

Tüm kaosa rağmen bir çözüm yolu var mı?

Berlinale’de bu yıl Panorama bölümünde gösterilen ‘Öğretmenler Odası’nda kendini işine adayan, idealist öğretmen Carla Nowak’ın yeni lisesinde başına gelen bir olayı konu alıyor. Söz konusu okulda yaşanan hırsızlıklara karşı diğer öğretmenlerle birlikte hareket etmek yerine bireysel bir çözüm yolu geliştirmeye karar veren Carla’nın bu seçimi işlerin giderek karmaşıklaşmasına sebep olurken diğer yandan da pek çok büyük mesele bir araya geliyor ve iç içe geçerek konuyu hem karmaşıklaştırıyor hem de her birinin derinine inerek önemli tespitler, eleştiriler ve soru işaretleri bırakıyor. Katı eğitim sistemi ve kurallar altında dümdüz bir çizginin haricinde farklı renklerin ya da seslerin de dahil olmaya çalıştığı bu kaos, karakterin idealist tutumunu devam ettirmesiyle birlikte kalp-beyin arasındaki denge görevindeki olası çözüm yolunu da masaya yatırıyor, kötü senaryoda nelerin yaşanabileceğini çıtlatırken “Tüm kaosa rağmen bir çözüm yolu var mı?”nın da cevabını aslında gizliden gizliye veriyor. İlker Çatak’ın bu noktadaki en büyük başarılarından biri de Carla karakterini kusursuzlaştırmadan, hatalarıyla karşımıza çıkarması ve hata yapabilmeyi göze alabilecek kadar idealist bir tutum sergilemenin altındaki niyeti özellikle de final sahnesinde göstermesi.

‘Sistemin zayıf noktalarına eleştiri’den çok daha fazlası

‘Öğretmenler Odası’, kimilerince ‘düşük’ bulunan final sahnesinde ise konuyu bambaşka bir noktaya çekerek bütün film boyunca cevabına odaklanılan suçun kim ya da kimler tarafından yapıldığının bir önem teşkil etmediğini, sadece buna odaklanılan bir sistemin çıkmaz sokaklara sapacağını, asıl önemli olan suçun tercih edilmesindeki ‘motivasyon’ olduğunu vurguluyor. Bu noktada muazzam bir ‘idealizm çarpışması’ yapması ve bazılarına sönük gelse de aslında bir o kadar da mizahi dozu yüksek ve görkemli finaliyle konuyu suç ve şiddete kadar taşıyabilen, idealizm çarpışmasında pasifist ve aktivist tutumu aynı noktada buluşturarak yöntem hatırlatması yapan İlker Çatak, bütün bunları bir hayli minimalist ve tıkır tıkır yaparak da ciddi bir yönetmenlik başarısına imza atıyor. Bütün bir film boyunca adeta nefesini tutan izleyici, son derece gerekli olan ‘gerilim’in sonunda iki son derece kararlı karakteri hem bir araya getirip hem de ‘alışveriş’ sonrasında ayırarak aslında en çok söylemek istediği şeyi Marvin Miller’ın olağanüstü besteleri eşliğinde içinden ve dışından düşünüyor, ölçüyor ve tartıyor… Yaratıcılığı sayesinde yalnızca bir ‘sistemin zayıf noktalarına eleştiri’den çok daha fazlası olmayı başaran ‘Öğretmenler Odası’, yönetmen İlker Çatak’ın bundan sonra çıtayı daha da yükseğe taşıyacağını müjdeleyerek sinema aşıklarını heyecanlandırmak için gayet yeterli, sezonun en parlak filmlerinden biri.

 

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
[email protected]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx